Cuma, Ağustos 24, 2007

ayı

hava sıcak. serinlemek için kendini dereye atıyor. ama insanlar onu görüyor. sopayla vurmaya başlıyorlar. kıyıya çıkabilse kendini koruyacak ama sopalı insanlar izin vermiyor. kurtulmak için derenin ortasına yüzüyor. bu sefer taş atıyorlar. kendini akıntıya bırakıp onlardan uzaklaşmaya çalışıyor. takip ediyorlar. yine taşlar, yine sopalar. üstelik yorgun artık. ve kaçınılmaz kaderine razı oluyor. taşlı sopalı insanlar tarafından dövülerek öldürülüyor. bilmiyor ama bu aynı zamanda videoya çekiliyor.

insan

starcraft oynayanlar bilir. oyunda zerg diye bir ırk vardır. ancak kendi öz maddelerinin bulunduğu yere kadar genişleyebilirler. ağaç, ot dinlemden her yeri iğrenç bir madde ile istila ederler.

insan

yaratılışı tartışacak değilim. her nasıl yaratıldaysak, devam eden ve günümüze gelen süreçten bahsedeceğim. insan denilen dünya ırkı, diğer tüm ırklara göre doğa karşısında zayıftır. ne hızlı koşabilir, ne uçabilir, ne yüzebilir insan. ne pençesi var, ne keskin dişleri, ne zehiri insanın. doğal seleksiyon sonucu dünyadan yok olmaya mahkumken insan, inanılmaz bir silah geliştiriyor. volkan patladığında yanan, aslan saldırdığında parçalanan insan kendini korumak için zekasını kullanmayı öğreniyor. paranoyayla gelişen zeka bir tuhaf oluyor. doğadan korkan insan, içten içe ondan nefret ediyor ondan. hemde ona ihtiyacı varken. ve starcrafttaki zerg gibi çoğalarak dünyayı istila ediyor. her şeyi yok edip kendini güvende hissettiği betonu dikiyor yerine.

hiç bir özelliği olmamasına rağmen besin zincirinin tepesinde duran bu ırkın bir kısmı, geçte olsa gelişiyor ve paranoyak zekadan sıyrılıp doğanın önemini anlıyor ama artık çok geç. çünkü zekası hastalıklı olan vurdum duymazlar topluluklar halindeler ve kalabalıklar. dünyayı felakete sürüklediler sürüklüyorlar. hiç canı acımıyor. insanın terbiyesizliği yüzünden ısınmış dünyada serinlemeye çalışan ayı kardeşi işkence ederek öldürüyor. birde utanmadan bunu kameraya çekiyor. nasıl yendiğini kanıtlayacak ya AYI.

dert etmeyin ayı kardeşler, bu dünya yakında bu pisliği, insanı tükürür, atar. sizde güzel, yeşil dünyanızda rahat rahat yaşarsanız. (tabi kendisinin yok olacağını anlayan insan delirip, giderken her şeyi yok etmeye kalkmassa.)

bu olanlar için çok üzgünüm, canım arkadaşım, ayı dostu Önder. çok üzülmüşsündür.

Perşembe, Ağustos 09, 2007

Yenilikler ve devam

Merhaba;

Çok uzun süredir sinir stresi ihmal ettiğimi biliyorum. Ama bu süre içinde çok şeyler oldu bitti. Artık daha genel konularda da yazma ve kendi sitemi hazırlama isteğimi durduramadım.

Sonuçta çalışmalarımı, beğendiklerimi, haberlerimi sunduğum şahsi sitem www.erbugkaya.com'u yayına geçirdim.

Ama bununla da bitmiyordu. Farklı konularda yazma isteğim de vardı. Fakat ne şahsi sitem, ne sinir stres bunu sağlayacak içerikle hazırlanmadılar. Bu sebeple kendi adıma bir blog sitesi daha açtım. www.erbugkaya.blogspot.com'da artık istediğim konularla ile ilgili yazı yazabileceğim.

Sinir stres'i erbugkaya.blogspot'un altına "Sinir Stres" etiketiyle taşıdım. Sinir ve Stres yaratan konularla ilgili yazılarıma artık buradan da ulaşabilirsiniz.

Şahsi sitem - http://www.erbugkaya.com
Blog sitem - http://www.erbugkaya.blogspot.com

Sevgiler

Çarşamba, Ekim 04, 2006

işte bu hayal kırıklığı

google arama sonuçları ile ilgili aşağıdaki şu link eylül 2005’de en çok aranan kelimeleri gösteriyor.

http://www.google.com/press/zeitgeist/zeitgeist-sep05.html#tr



bu sonuçların türkiye’nin ufak bir profili olduğunu düşünüyordum. ve bu konu ile ilgili bir yazı yazacaktım. bu türkiye’nin biraz batıl, biraz cinsellik düşünen, biraz kendini güvene almaya çalışan, biraz futbol fanatiği, biraz geleceği için kaygılandığını anlatan bir yazı olacaktı. diğer çağdaş ülkelerin arama sonuçlarıyla karşılaştırmalar yapacaktım. neyimizin eksik olduğunu, ne yapmamız gerektiğini yazmaya çalışacaktım. hatta bu eğlenceli bir konuydu. ama bu sırada google’un başka bir sitesine ulaştım. ve buradan çıkan bir sonuç berbat.

http://www.google.com/trends

google’in herhangi bir kelimenin en çok hangi şehirden, ülkeden ve hangi dilde arandığını gösteren sitesi. lütfen arama çubuğuna child porn (çocuk pornosu) yazar mısınız?




belden aşağı düşünen bir ülke olduğumuzu biliyordum. bastırılmış cinselliğin sürekli patladığını biliyordum. ama bu kadar sapık, bu kadar aşağılık bir şeyde en önde giden olacağımızı tahmin etmemiştim. işte bu hayal kırıklığı. neyi merak ettiniz. bu neyin arayışı? türkiyenin geleceği siz misiniz? siz kimsiniz?
ahlakın yok, vicdanın yok, ruhun yok. sen yoksun. DEFOL !!!

Pazartesi, Ağustos 28, 2006

en kötü ihtimalle öğretmenlik yazarım

en güzel meslek hangisidir? hemen cevap vereyim. en güzel meslek, huzur içinde keyifle yapılandır. peki en değerli meslek hangisidir? bu değişebilir. ama adaylarım var. doktorlar mesela, insan hayatından ve sağlığından sorumlulular. bence önemli bir meslek. hukukçular, insanlar arasındaki anlaşmazlıkları çözmek için varlar. inşaat mühendisleri, insanlara barınacak yerler inşaa ederler. uzun vadede onlarda insan hayatından sorumlular.

iyi doktor ne demek, avukat ya da inşaat mühendisi. herşeyiyle konusuna hakim, gelişmeleri takip eden kişidir, işini iyi yapan. peki bu kadarı yeterli mi? tabiki hayır. dünyanın en iyi cerrahı eğer hastasının böbreğini çalıyorsa, tanınmış avukat rüşvetle yargıyı yanıltıyorsa, mühendisin yaptığı binalar ilk depremde tuz buz oluyorsa; ister kimsenin yapamadığı bir ameliyatı yap, ister en zor davaları çöz, ister en güzel binayı dik bir şey farketmez. işinde iyi değilsin. hatta ahlaksız birisin işi bırak.

üniversitede aldığı mesleki öğretim ve kendi azmiyle çok iyi olan bu doktorun neyi eksik ki hastasından böbrek çalıyor. eğitimi eksik. meslek eğitimi değil. insan olma, ahlaklı olma eğitimi eksik. peki bu nasıl kazanılır? işte burası çok karışık ve dallı budaklı. insanın kendisi kendine ahlak kazandırabilir, ailesinden kazanabilir, çevresinden kazanabilir. yedi yaşında gitmeye başladığı eğitim hayatında kazanabilir.

insanlar farklılık gösterebilir, ailelerde, çocuğun yetişdiği çevrede. herkes için ortak olan tek yer okuldur. herkesin karşısına çıkacağı kişi öğretmenidir. (malesef bu hakkına ulaştırılamıyan çocuklar, özellikle kızlar ayrı bir konu.) bu sebeple en değerli meslek öğretmenliktir. o çocuk doktor olabilir, avukat ya da inşaat mühendisi. dünyanın en iyi üniversitesinede gidebilir. hiç farketmez. tüm hayatı boyunca yanında taşıyacağı çok önemli biri var. beslenmesini yanındaki arkadaşıyla paylaşmasını söyleyen ilkokul öğretmeni, onu düşünmeye zorlayan lise öğretmeni. üniversitede alınan öğretim dışında her mesleğin tabanında öğretmenler yatar.

bir ülkeyi zayıflatmanın en kolay ve garantili yolu, o ülkenin eğitim sistemini bozmaktır.

bir doktor hastasının böbreğini çalıyor, insanlar işlerinden döndüklerinde oturup paparazi izliyor, saçma sapan insanların özel hayatlarının dedi kodusunu izliyor, tv’de biri evleniyor, kadınlar mahalleden stüdyoya otobüs kaldırıyor. bu düzeyliğin sebebini yazacağımı söylemiştim.

doktor sadece kazanmayı düşünmeyi öğrenmiş, insanlar kitap okumayı unutmuş, kendi hayatlarından sıkılmışlar. neden?

çünkü öğretmenleri bu konularla ilgili eğitim verememiş.

çünkü öğretmen için öğretmenlik en güzel meslek değil. çünkü huzurlu değil. çünkü maaşı 800 ytl. evin kirası 400 ytl.

çünkü öğretmen öğrencilerini düşünecek durumda değil. çünkü öğretmen evinin kirasını, elektirik faturasını, çocuğunun yemeğini düşünüyor.

çünkü öğretmen en önemli şeyi, kendini geliştirmeyi başaramıyor. kitap alamıyor. parası yok.

ama bunun yanında büyük bir gazetenin, lümpen köşe yazarı. “hocam bırak o blok flütü. sen çocuklara onu çaldırmaya çalışıyorken, onlar i-pod’larına internetten indirdikleri mp3’leri dinliyor. çağa ayak uydur artık hocam” diyor. ah be akıl fukarası lümpen. ayda 800 ytl, ayda 800 ytl. i-pod dediğin 300-400 $. nasıl çağa ayak uydursun. bilgisayar dediğin 1.000 ytl nasıl çağa ayak uydursun.

ve yetkinliği olanlar öğretmen olmayı tercih etmiyor. yetkinliği olanlarda hayat şartlarında bunu kaybediyor. durum acınası. üniversite sınavına giren öğrenci en kötü ihtimalle öğretmenlik kazanırım diyor. vah vah.

bir ülkedeki gençler en iyi ihtimalle öğretmen olurum demediği sürece o ülke gelişemez, çağdaş, huzurlu bir yer olamaz.

Perşembe, Ağustos 10, 2006

İran’a nasıl girilir?

laura ve george başlıklı yazımda, bush’un İran’a saldırmak için bir plan peşinde olduğundan, şüphelendiğimi yazmıştım. ABD’de bir yerler patlarsa şaşırmayın demiştim.

senaryoyu artık anladım ABD’de bir yerler patlamayacak. İran’ı tahrik etmeye, kızdırmaya çalışıyorlar. nasıl mı? İsrail’in Lübnan’a yaptıklarına İran’ın kayıtsız kalamayacağını tahmin ediyorlar. sonunda İran yeter diyecek ve İsrail’e saldıracak. bush’da, sazı eline alıp demokrasiye yobazlar, teröristler saldırıyor diyerek İran’a dalacak. bir kez daha başkan seçilecek. (ABD yasalarına göre bir kez daha zaten seçilmeyecek olması bir şey değiştirmiyor. bush sadece isim önemli olan zihniyet. kaldıki savaş durumlarında yasalar değişebilir. bush'un çocuğu var mı? yani hanedenlık devam edecek mi?)

bir sonraki seçimlerde mi ne yapacak? eh saldırılmamış kaç müslüman ülke kaldı?

seçim kazanmak için kendi vatandaşlarını öldürten biri, başka bir ülkeyi haritadan silmeyi rahatlıkla düşünür.

evinde, camın önünde çay içen kadına metro çarptı

başlık garip di mi? Türkiye’de olası bir olay bu. ismi verimeyen bir şirket, sondaj çalışması sırasında, taksim levent metrosunu delip, metronun deldikleri alete çarpmasına sebep olmuş. izinsiz sondaj yapıyor şirket. kimseye ben burayı delebilir miyim diye sormuyor? o da haklı(!) sorsa, yetkili birini bulması 10 yıl sürer. kafasına göre sondaja başlıyor, amaç zemin etüdü. oraya bina dikecek. ama tesadüf işte deldiği zemin metronun tepesiymiş.

eh bunada şükür. ya deldiği alet, metronun tavanından geçmese, orda takılsa. bunlarda sağlam zemin bulduk diye binayı dikseler. kimsede kardeşim buraya bina dikemezsiniz demeyecek. sonuçta temeli metroya dayanan apartmanın daireleri satılıcak. zemin katı yaşlı bir teyze satın alacak, işlerini bitirip keyif çayını camın önünde yudumlarken, metronun tepesi çökecek, bina olduğu gibi metro raylarına oturacak; biraz önce yoldan geçenleri izleyerek çayını içen teyze, son sürat kendine doğru gelen metroyla karşılaşacak

çok mu fantastik oldu? hiçte. anlattıklarımın henüz olmamış olması, Türkiyede olmayacağı anlamına gelmiyor. bu ülke karnaval, bu ülke hayal mahsülü, burada her şey mümkün.


http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4898570.asp?m=1&gid=69&srid=3041&oid=1

Çarşamba, Ağustos 02, 2006

lümpenler

lümpen :
1 - Marksçılık akımına göre toplumsal sınıf bilinci olmayan.
2- İçinde bulunduğu toplumun kültürüne yabancı düşen, sözde bilgili tutum ve davranışlarıyla itici olan. – TDK

Türkiye’de boy boy, cins cins tv kanalı, gazete var. bu güçlü silahların, olma sebebi, amacı nedir? amaç çok karışık olmasa gerek. halkı, bilgilendirmek, eğlendirmek, eğitmek gibi bir şeylerdir sanırım amaç. özel tv lerle birlikte bu bir tür ticaretttir. tv kanalı programlarını sunar, izlenmeyi sağlayarak, aldığı reklamlarla para kazanır. izleyici ise bunun karşılığında bilgilendirilmiş, eğitilmiş, eğlenmiş olmalıdır ki kanal devamlılığını sağlayabilsin. buraya kadar her şey normal gözüküyor. ama Türkiye’de bir çok konu bozulup, gerçek amacından saptırıldığı için bu konuda amaçladığı yerde durmuyor. bilgilendirilmek magazin, eğitilmek yeni şarkıcılar, eğlenmek belden aşağı demek bizde. magazin gereklidir belki ama sanırım ana haber bülteninde değil. ya da ana haber bülteninde hava durumu, spor gibi bir magazin bölümü yapınki insanların kafası karışmasın. başbakanın haberinden sonra bilmemne mankenin kıçını görmek tuhaf bir durum. neyse bunlar apayrı konular, bu yazıyı yazma sebebim bu değil. (bu düzeysizliğin çok önemli bir sebebi var, yakında bununla ilgili bir yazı yazacağım.)

bu medyanın çeşitli yerlerinde çeşitli insanlar bulunuyor. bu kadar genel yazmamın sebebi, bu kişilerin gerçekten her yerden çok alakasız konularda mantar gibi çıkıp ahkam kesmeleri. büyük ihtimalle gazetecilik okumuş bu insanlar, okul zamanlarında, ağızlarında sakız hocalarından duydukları bir bilgiyi uygulamaya çalışıyorlar. halkı bilgilendirme, eğitme. ilginç bir şekilde çokda sosyete olan bu medya mensupları, tiraji yüksek bir günlük gazeteden yazıyorlar; hafta sonu pariste bilmeme şarabını mutlaka deneyin, hayatınızda en az bir kez maldivleri görün, etilerdeki hede lokantasında hödö yemeğini çok severim, bu hafta sonu mutlaka dene sevgili okuyucum, zayıflamak için avakado dieti uyguladım, tüm hanımlara tavsiye ediyorum. yuh.

LÜMPENLER

nerde yaşıyorsunuz? kime yazıyorsunuz? insanların büyük çogunluğu açlık sınırında sen maldivler diyorsun. can yücelin zamanında dediği gibi mal sizsiniz divde size...

ya minnacık bir dünyaları var ve o dünyadan başka bir şey bilmiyorlar ve oraya göre yazıyorlar. o zaman bu, onların aldıkları eğitimi pek anlamadıklarının işaretidir. sanırım gazeteci araştırmacıdır. bebek, etiler, maldivler iyi araştırılmış neyseki.

sosyolojide şöyle bir cümle var. “halk vitrindeki malı alamıyorsa, ona ulaşamıdıkça sorun çıkacaktır.”

ya da bir planın parçası olarak bu şekilde yazıyorlar. insanları huzursuz etmek, toplumda kaos yaratmak için. bunu kimler öngördüyse başarılıda olmuşlar. insanların kafada zaten koyun kıvamında. işten eve döndüklerinde en çok merak ettikleri konu hangi ünlü kiminle nerde denize girmiş. hırsızlık, şiddet artmış durumda insanlar vitrindeki mala ulaşamadığı için gerekiyorsa adam öldürüyor.

sizi vitrindeki MALLAR; ülke, maaşlarınızı ödeyenlerin kucağına düşene kadar devam edin. size zaten kurtuluş vaad edildi.

ah pardon herşey yanlış olabilir. amaçları sadece halkı eğlendirmek olabilir. eh halkda güler o zaman ama beklenen organlarıyla değil.

Pazartesi, Temmuz 24, 2006

30.000 yıl sonrasına mektup

yıl 2006. dünya vatandaşı olarak şu anda istanbul diye bilinen şehirden yazıyorum. eski ismi constantinapolis’dir. bundan 30.000 yıl sonra belki geriye hiçbir şey kalmayacak. belki şans eseri şu anda bu yazının yazılı olduğu server yeni medeniyetin eline geçer. belki şans eseri geçmişte neler olduğu hakkında biraz fikir sahibi olabilirler.

herşeyin başlangıcı yazıyı yazdığım tarihten çok eskilere dayanıyor olabilir, ama yıkım 21.yy’ da başladı. ilk önce hristiyan ağırlıklı, ABD ülkesi, müslüman ağırlıklı Irak ülkesine saldırdı. ardından yahudi İsrail ülkesi, Lübnan müslüman ülkesine saldırdı. müslüman Suriye ve İran ülkeleri İsrail’e durmasını, aksi takdirde İsrail’e saldıracaklarını söylediler. çokda güçlü olmayan İsrail ülkesi bu tehdidi dikkate almadı. sınırdan askerlerini Lübnan ülkesine soktu. çünkü İran ve Suriye ülkesi kendisine saldırırsa Amerika ülkesi ve onun kuklası hristiyan ağırlıklı Fransa, İngiltere gibi ülkelerin kendisine yardım edeceğini biliyordu. öylede oldu. bunun üzerine diğer müslüman ülkelerde savaşa katıldılar. Çin komünist ülkesi Amerikanın karşısında yer aldı. II. dünya savaşında çok yara almış yahudilerin ülkesi İsrail, aldığı yara kadar ders almamıştı ve III.dünya savaşını başlattı. ve bizim medeniyetimizin sonu geldi. Pekde medeni değildik zaten...

gelecekte bu yazıyı okuyan kişi. sizin tekrar inşaa ettiğiniz dünya bizden daha vahşi ise ne dedğimi çok iyi anladın.

ama eğer ülkeler, dinler, diller, saldırma konusunda bilgisizsen. tahminen bizden size kalmış acılardan ders çıkarıp, barış dolu, ayrımcılığın olmadığı bir dünya kurmuşsun demektir. belki herkes insandır sadece. ırk yoktur. dini ayrım yoktur. insan öldürmek yoktur. kendini korumak zorunda olduğun güneşin altında, bitmeyen yağmur fırtınalarında güzel bir dünya kurmuşsundur.(güneş eskiden tenimizi ısıtırdı, yağmurlarda dans ederdik. onlarıda biz bozduk. üzgünüm...)

ülke, belli bir amaç için bir araya gelmiş aynı dili konuşan, sınırları, bayrağı olan insan topluluğudur. hiç bir şey anlamadın değil mi? bu insanlar, bir arada belli topraklarda yaşarlar, diğer ülkelerin topraklarına izinsiz gidemezler. diğer ülkelerin topraklarına yerleşmeye çalışırlarsa savaş çıkar.

savaş, ülkelerin birbirilerine saldırmasıdır. silah kullanarak, diğer ülkenin insanlarını oradan atmaya, korkutmaya, sindirmeye çalışmaktır, savaş. koskoca dünya herkese yeterken ne tuhaf değil mi? savaşta insanlar topluluklar halinde ölür.

öldürmek, birinin yaşamına son vermek, ışığını söndürmektir. neden mi? yok birbirimizi yemiyoruz. hayvanlar gibi değil yani. ihtiyaçtan değil. hırstan, intikamdan, güç isteğinden, rahat olama isteğinden, aynı şekilde yaşamadığı için, aynı düşünmediği için. biz vahşiyiz. insanlar kendi gibi düşünmeyen insanların yaşamalarını istemiyorlar. olmuyor değil mi anlatamıyorum?

din, tanrıya veya onun gibi bişeylere inanmak demektir. sizde böyle bir şey varsa bile inanç sadece inanan ile inandığı arasındaki arasındadır değil mi? hepiniz bir arada yaşayabilirsiniz. bizde öyle değil. din, hatta aynı dinin farklı yorumu olan mezhepler insanların ölmesine sebep oluyor. yahudi, hıristiyan, müslüman birbirini sevmiyor, ama hepsi aynı tanrıya inanıyor. anlatamadım di mi? bende anlamıyorum ki, nasıl anlatayım? komünizm din bile değil o apayrı bir konu. şimdi nasıl anlatayım?

ülkeler ülkelerden, dinler dinlerden ayrı. biz aynı dünya üstünde zar zor yaşıyoruz. herkes kendinden farklı olandan nefret ediyor. kendi uydurduğumuz ülkeler, diller farklı olduğu için birbirimizden nefret ediyoruz. ne ayıp. oysa hepimiz insanız.

oldum mu? olmadı değil mi?

şöyle deneyeyim. iki aile düşün, evleri yan yana. (aile ve evin ne olduğunu biliyorsundur umarım.) bunlar açık tenli iki aile. sonra ailelerden birinin esmer tenli bir çocuğu oluyor. diğer aile bu çocuktan nefret ediyor ve onu öldürmeye karar veriyor. (neden deme, bir sebebi yok. farklı işte.) esmer çocuk evinin bahçesinde oynarken onu tabancayla vuruyor, ödürüyor. çocuğu ölen aile intikam için, diğer ailenin bahçesine mayın döşüyor, nasılsa o bahçeden geçecek biri ve patlayacak, paramparça olup ölecek. öylede oluyor. bunun üzerine diğer aile tankla topa tutup diğerlerinin evini yıkıyor. Üfffff böyle salakça sürüp gidiyor işte.

unut anlattıklarımı. şunu hatırla, ataların yarım akıllı vahşilerdi. teknolojiyi geliştirip geliştirip, hem doğayı mahfettiler, hem bir birilerini yok ettiler. istedikleri herşeye sahip olmaktı, amacı herkesin. gözlerini kırpmadan birbirilerini yok ettiler. teknoloji gelişince binlerce insanı aynı anda yok etmeyi öğrendiler.

arada şidetten nefret edenler vardı. onlar seslerini duyurmaya çalıştılar. onlar silah kullanmaktan nefret ettiler ve ilk onlar yok edildiler. diğerlerine vicdanlarını hatırlattıkları için.

bizi affet geleceğim biz GERİ ZEKALIYIZ. BİZDEN BU KADAR.